Bilişim Projelerinin Ruhu (The Soul Of IT Projects)

Bilişim projesi dediğimiz şey ortaya çıkan bir ihtiyaçtan dolayı teknolojik ürünleri bir araya getirmekten ibarettir. En genel tabiri bu. Süreklilik, doğru konfigürasyon, verimlilik, güncel teknoloji kelimeleri yaptığınız sanat eserini mükemmel hale getirmek için yerine getirmek zorunda olduğunuz diğer bileşenler. Bu yazımızda bilişim projelerinin teknik içeriğiyle değil o projelerin etrafındaki bireylerle yani insanla ilgili konulara değinmek istiyorum. Bir projenin ruhu neymiş derseniz aslında net ifadelerle şunu söyleyebilirim: Bir projenin ruhu projenin o projeyle ilgilenen tüm insanlara kendini anlatabilmesi demektir.

Bilişim projeleri kendilerini meydana getiren bileşenler yönünden çok farklı kategorilere ayrılırlar: Donanım projeleri, yazılım projeleri, entegrasyon projeleri, gömülü sistemler… Bilişim projelerini yöneten insanlar da rolleri yönünden kategorilere ayrılır. Müdürler, yöneticiler, satış ekibi, teknik satış ekibi, yazılımcılar, entegratörler, veri uzmanları, saha mühendisleri vb. Bu liste uzar gider. Çok basit ve belki de sadece temel bir işlevi yerine getiren bir bilişim projesinin başında yüzlerce farklı görev ve pozisyonlardaki insanlar görevlendiriliyor. Bu hem kamu kurumları hem de özel sektör için geçerli bir durum. Özel sektörde kısmi manada bir esneklik sağlanabilse de kamu kurumlarındaki yönetmelikler yönünden bağlı oldukları hiyerarşik yapı her bir bilişim projesinde benzer mimaride aynı departmanların birlikte çalışmaya mecbur bırakılmaları anlamına geliyor. Şöyle düşünün; Bir not defteri mobil uygulaması yazılacak olsun. Özel sektörde bu işlem atanan 1 yazılımcı ve bir tasarımcıyla belirli bir süre verilip çözülebilir. Fakat kamu kurumunda bu işin belirli bir projesürü vardır. O işin talep edilmesi, o işin planlamaya alınması, o işe uygun kaynak planlaması, o işle ilgili mevzuat ve idari işlerin tasarımı, işin iç kaynakla mı yoksa dış kaynakla mı yapılacağının tespiti, tepe yöneticilerin işle ilgili ikna edilmesi, işle ilgili finansal tasarruflar ve kısıtlar, işin mevcut sistemde konumlandırılması. Ayrı ayrı değindiğimiz tüm bu işlemler kamuda bir pozisyon, bir departman, bir şube, bir daire anlamına dahi gelebiliyor. Baştaki niyetimize geri dönelim: basit bir mobil not uygulaması yazmak. Belki akşam yemeğinden sonra bir kaç akşam çalışarak geliştireceğimiz bir uygulamadan bahsediyoruz. Esasen büyük ölçekteki global firmalar açısından da durum çok farklı değil. Atacağınız bir adımın merkezden onay almış bir adım olması muhtemel.

Peki teknoloji ve teknik bilgi yönünden bu kadar basitleştirilebilen işlemlerin ve sistemlerin neden bu kadar karmaşık ve insanı yavaşlatan bir iş akışı var ? Ben teknolojinin insanla imtihanı dediğim bu şeye “teknoloji bürokrasisi” diyorum. Bir proje; başlatılmak, tamamlanmak, geliştirilmek, daha da ileriye hep ileriye götürülmek ister. Bu, o projenin ruhunda olan birşeydir. Onu anlamak ve ihtiyaçlarına cevap vermekte insanın görevi. “İnsan projeyi şekillendirir” seslerini duyar gibiyim. Evet bu da benim tezimi güçlendiren bir şey zaten. Bırakın o projenin ruhunu bilen birileri projeyle konuşsun. Nasıl mı?

Her proje bir ihtiyaca hizmet eder. Öğrenci verilerinin saklanması, uçuş bilgilerinin düzenlenmesi, Araç bilgileri ile ilgili iş süreçleri hep bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyaçlardan dolayı da teknoloji yatırımları yapılır, sunucular alınır, sistemler kurulur ve nihai olarak yazılımlar yapılıp ekranlar oluşturulur ve proje ortaya çıkar. Projenin amacı ihtiyacı gidermektir. Bu durumda en iyi proje, ihtiyacı en iyi bilenler tarafından yapılırsa en iyi hizmeti verir. İhtiyacı en iyi bilenler kimler olmalıdır? Yöneticiler ? Patron ? Proje müdürleri? Geliştiriciler? Veritabanı uzmanları ?

Profesyonel öğreti bize şunu söyler: Proje başlanmadan önce analiz edilir. Bu cümleyle ilgili teoride hiçbir problem yok. Pratiğe bakalım. Analizin ne olduğu ile ilgili araştırma yapmak istesek bir projeyle ilgili yüzlerce farklı analiz türü ortaya çıkıyor. Sistem analizi, ihtiyaç analizi, kaynak analizi, iş süreçleri analizi, tasarruf analizi…. liste uzayıp gider. Hatırlatmakta fayda var basit bir mobil uygulama yapacağız.

Bilişim sektöründe profesyonel öğretinin söylediklerini hep önemserim. Önce bu konuyla ilgili profesyonel olarak ne yapılmış diye hep bakarım. Ve şunu görürüm: Profesyonel öğreti sorumluluğu herhangi bir konudaki en iyi isimlere bölmüş. Eldeki kaynakların tamamının bilgi açısından eşit seviyede olduğu ortamlarda bu söz konusu olabilir. Fakat değişmez de bir ülke gerçeğimiz var. Ne özel sektörde ne de kamuda bir işin tüm bileşenleri eşit seviyede değildir. Buna insan kaynağı olarak ta bakabilirsiniz, teknik imkan olarak ta. Peki hal böyle iken eldeki kaynakların iyileştirilmesi yoluna gitmeden iş süreçleri, bilişim politikaları, bilişim proje yönetimi, kaynak planlaması, analiz vb. kelimeleri sarfetmek projeyi katletmez mi ?

Bir proje başındaki herkes projeye kendi yönünden bakar. Patron iş bitsin ister, proje müdürü iş zamanında bitsin ister, finansmandan sorumlu müdür projenin mali kaynaklarını sorunsuz bir şekilde harcamak ister, teknik yönetici zaman ve personel ister, yazılım geliştirici işine karışılmamasını ister, veritabanı uzmanı veritabanına dokunulmamasını ister… bu liste de uzar gider.

Bankacı için geliştirilen projeyi, bankacı terimlerini ve işlerini bilen iyi yapar. Karayolları Genel Müdürlüğü için geliştirilen projeyi en iyi karayolları işlerini bilen yapar. Bilen kişinin oturup diğer tüm kişileri organize ederek hızlı bir şekilde çıkabileceği bir iş akışının yerine proje yaşam döngülerinin benimsendiği bir profesyonel yaklaşıma hep saygı duyuyorum. Ama proje çıkmıyor. Çıkmadığı gibi projeler bir sürü gereksiz zaman ve kaynak kaybına sebep oluyor. Hepimizin de bildiği çok büyük IT devlerinin havlu attığı onlarca kamu ve özel sektör projesi sayabiliriz. Benim bu düşünceme bir eleştiri şu oluyor: Senin senaryonda sadece o kişi biliyor. Tamam hemen cevaplayalım: Usta-çırak. Hiçbir proje yaşam döngüsünde usta çıraktan bahsedilmez. Ama ülkemin gerçeği budur. Koç’un meslek lisesi memleket meselesi sözü yıllar sonra anlaşıldı. Biz çok iyi profesyoneller yetiştirmişiz ama işin erbabı yetiştirmemişiz sözünü duydum, duyuyorum, duyacağım. Usta-çırak esas konumuz olmadığı için geçiyoruz.

İşi bilen ve bildiği için yapanın yanında diğer birimlerin ve şahısların da işi aynı seviyede bildiği senaryoda hiçbir problem yok. İşler büyüdü ve işler büyüdükçe biz her bir işe özel departman kurduk. Yazılımı veritabanından ayrı tuttuk, analizi yazılımdan ayrı tuttuk, tasarımı yazılımdan ayrı tuttuk, veriyi veritabanından ayrı tuttuk. Acaba yanlış mı yaptık ? Bir süre sonra sadece beş on kelimelik departman bilgisiyle çaresizce diğer problemin çözümü için başka birini arayan personellerle karşılaşır mı olduk ?

Bilişim esneklik üzerinedir bürokrasi değil. Herkesin diğer birimlerin işlerine saygı duyduğu ama gerektiğinde birilerinin bilirkişi olarak sazı eline alabileceği bir ortam oluşmadan bilişim projeleri genellikle hantal, idame ettirilen, uzatılan projeler oluyor. Herkes birbirinin yolunu açacak ki projeler hızlı bir şekilde çıkarılsın. Aşağıdaki fotoğrafı bu açıdan hep önemserim. Birleşik Devletler Başkanı Barack Obama teknoloji liderleriyle birlikte yemekte.

 

 

Herşeyin sahibi Amerika, adamlar herşeyi izliyor vb. geyikleri bir tarafa bırakarak bu fotoğrafa baktığımda gördüğüm ilk şey: çözüm odaklı olmak. İşi tamamen siyaset olan bir kişi olan Obama, teknoloji dünyasında rakip olarak bilinen firmalarını yemeğe çağırmış ve onlara bir istekleri olup olmadığını sormuş. Dikkat ederseniz orada Facebook da var, Google da var, Yahoo da var, Oracle da var, Microsoft da var. Bu bir bakış açısıdır. İşini en iyi bilenler olarak sizler için ne yapabilirim? Aslında konu bu kadar açıktır.

Şimdi bu fotoğrafı bir de bizim açımızdan yorumlayalım. Bir bilişim çalışanı olarak en son ne zaman farklı birimdeki ya da aynı birimdeki arkadaşlarımızla oturup kendisi için neler yapabileceğimizi, projelerle ilgili bir sorununun olup olmadığını varsa nasıl giderebileceğimizi, herhangi bir konuda kendisine güvendiğimizi söyledik. Bu söylediklerimde ne analiz var, ne tasarım var, ne de finans var. Sadece işi çözmekten ibaret. İş çözülür çözen de mutlu olur, çözdüğü birim de birlikte çalışan da.

Profesyonelliğin gereğini hiç bir zaman göz ardı etmeden projelerle ilgili temel bir felsefeyi hatırlatmak istedim. Projenin ruhu vardır. O ruhu projeyi tanıyan bilir. Bu bilenler desteklenmelidir. Kuru kuruya proje yaşam döngüleri, iş süreçleri vb. söylemler geliştirmekten ziyade ülkemizdeki bilişim kaynakları ile ilgili gerçekleri de göz önünde bulundurarak geliştirilecek her proje üreten ve ürettiren bir proje olacaktır.